AnasayfaSSSAramaÜye ListesiGiriş yapKayıt Ol
Kütüphane bölümümüz güncellenmektedir.  "Kadın ve Erkek Eşitliği" konusu tamamlanmıştır.
Bağlantı sorunları nedeniyle Portal sayfası geçici olarak kaldırıldı....
"Program Arşivi" forumuna "Antivirüs Güvenlik" ve "Araçlar" kategorisi açılmıştır.
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Hakkını vermediğimiz iş yüzümüzü ağartmaz
Evlilikler de Bunalıma Girer
Ahirete İnancımız Ölçüsünde Huzurumuz Olur
Ebedi Hayata Doğmak
ABDEST
TALAK (BOŞANMA)
Gül Sultanım (Yeni Video Klip)
Beş Esas
Meleklere İman
Can Feda Edilecek Dost
Paz Şub. 23, 2014 7:32 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:27 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:18 pm
Paz Şub. 23, 2014 3:07 pm
Ptsi Şub. 17, 2014 3:17 am
Ptsi Şub. 17, 2014 3:09 am
Ptsi Ocak 20, 2014 3:15 am
Cuma Ekim 11, 2013 4:33 am
Çarş. Ekim 09, 2013 2:50 am
Paz Ekim 06, 2013 3:15 pm
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat

Paylaş|

Yaşayarak Tebliğ

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
YazarMesaj
Yönetici
Yönetici
Teşekkürleri : 25
Yaş : 30
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 20721

MesajKonu: Yaşayarak Tebliğ C.tesi Ara. 17, 2011 11:40 am

Yaşayarak Tebliğ

Taha YILDIZ

İslâm’ın tebliğinde söz çok önemli olmakla birlikte, ondan daha önemli olan husus yaşantıdır. İslâm tarihinde zorla müslümanlaştırma asla yaşanmamıştır. Hidayete erenler hep kendi istekleriyle İslâm’ı benimsediler. Bunda en büyük pay, yaşantıları ile sözleri birbirini destekleyen güzel müslümanlara aittir.

Öğretmen bir sınıfa ilk kez derse girdiğinde öğrenciler her açıdan onu süzmeye başlarlar. Sınıfa ne kadar hakim olduğuna, dersi güzel anlatıp anlatmadığına, konuşmasının düzgün olup olmadığına, tutum ve davranışlarına bakarlar. Ceketinden ayakkabısına kadar endamını bir güzel incelerler. Dersin sonunda hoca gittiğinde de kendi aralarında onu eleştirmeye başlarlar ve bir not verirler. Bu not ileride üç aşağı beş yukarı hep aynı kalacaktır. Bu nedenle ilk izlenimler çok önemlidir.

İyi bir başlangıç yaparak ilk dersten itibaren öğrencilerle güzel iletişim kurabilen öğretmenler hem sevilir hem de anlattğı ders dinlenir, verimli olur. Öğrencilerin en çok istifade ettiği öğretmenler bunlardır.

Diğer taraftan, söz konusu bağı kuramayanlar, alanlarında çok birikimli olsalar bile, mesela anlatma kabiliyetleri zayıfsa öğrencileri bütün ders boyunca sıkılırlar. Hele kırıcı ifadeler kullanan, hakaret eden, küçük düşüren öğretmenlere karşı öğrenciler her zaman mesafelidir. Böyle öğretmenlerin hem kişisel itibarı sıfırlanır, hem anlattığı konular bir türlü benimsenmez, öğrenilmez.

Tahsil derecemiz ne olursa olsun, hepimizin hayatında iz bırakan, hatırladığımızda yüreklerimizin kıpır kıpır olduğu öğretmenlerimiz vardır. Bu hocalarımızı sevmemizin esas nedeni öğretmenlik performansı değil, ahlâken iyi olmalarıdır. Üzerimizde etkiyi yaşantılarıyla ve yaklaşımlarıyla bırakmışlardır.

Alanlarında iyi olmakla birlikte yaşantı ve davranış olarak iyi örneklik sergileyememişlere gelince, onlara karşı pek sevgi duyamayız.

Sözden ziyade yaşantı

Öğretmen ve öğrenci ilişkisi üzerinden anlattığımız bu mesele aslında hayatın bütününde geçerli. Allah için sevdiğimiz insanları şöyle bir göz önüne getirelim:

Onlar bizleri söylediklerinden ziyade yaşantılarıyla etkilerler. Biz onları, Allah Rasulü s.a.v.’in ahlâkını hayatlarına tatbik ettikleri, iyi örneklik sergiledikleri için severiz. Şayet bize çok güzel vaazlar vermekle yetinselerdi, ama anlattıklarını kendi yaşantılarında görmeseydik muhitlerine bile uğramazdık. Aksine, özü sözü bir değil diye kızardık bile.

Fakat onlar neler anlatıyorsa, insanlardan nasıl bir müslümanlık sergilemelerini istiyorlarsa, kendileri bunun daha fazlasını yapma çabasındadırlar. İşte bizleri etkileyen de budur. Çünkü biz onlara bakarak bu dinin yaşanabilir bir din olduğunu görebiliyoruz. Yaşantıları bizi cesaretlendiriyor, iyi mümin olma azmimizi biliyor. Dolayısıyla böyle yaşayanların sadece kendilerine değil etraflarına da faydalı olduğunu anlıyoruz.

Asya’da, Balkanlar’da, ülkemizde, dünyanın her yerinde insanların Allah’ın dinine girmeleri ya da inançlarını uygulamaya dönüştürmeleri çok büyük ölçüde böyle örneklikle gerçekleşmiştir, gerçekleşiyor. İnsanlar İslâm’ı güzel yaşayan müminlerden etkileniyorlar. Onlar vasıtasıyla hak dinin insan fıtratına ne kadar uygun olduğunu anlıyorlar. Amelî yönleri zayıf olanlar, rehber insanlar vasıtasıyla yaşantılarını düzeltiyorlar. Bütün bunlar göstermektedir ki, İslâm’ın tebliğinde söz çok önemli olmakla birlikte ondan daha önemli olan husus yaşantıdır. İslâm tarihinde zorla müslümanlaştırma asla yaşanmamıştır. Hidayete erenler hep kendi istekleriyle İslâm’ı benimsediler. Bunda en büyük pay, yaşantıları ile sözleri birbirini destekleyen güzel müslümanlara aittir.

En Güzel Örneğin izinde

İslâm’ın ilk yıllarına baktığımızda da karşılaşacağımız manzara farklı değildir. Allah Rasulü s.a.v. etrafındakilere İslâm’ı sadece tebliğ etmekle kalmıyor, nasıl yaşanacağını kendi örnekliğiyle gösteriyordu. İnsanlar ondan Allah’ın son emirlerini öğrenirken, bunların hayata nasıl yansıtılacağını da görüyorlardı. Allah Rasulü’nün tutum davranışlarına bakarak, İslâm’ın yaşanması durumunda insanlığın ne kadar erdemli ve ahlâklı olacağını anlıyorlardı.

Dikkat edilirse, İslâm’ı kabul etmeyenler bile Hz. Peygamber s.a.v.’in insanlardan istediklerini kendisinin yaşamadığı yönünde en küçük bir suçlamada bulunamamışlardır. Onları en çok kızdıran da zaten bu idi. Allah Rasulü s.a.v.’in tebliğ ettiği vahiyle uyumlu yaşantısı müşrikleri çileden çıkarıyordu. Çünkü onun mesajını dinleyip yaşantısını gözleyenler İslâm’ı hemen kabul ediyordu. Bu yüzden ona olmadık dünyalıklar teklif ettiler, ancak Allah Rasulü s.a.v. hepsini elinin tersiyle itti.

O sadece insanların önünde örnek bir yaşantı sergilemiyordu. Ev içindeki davranışları da böyleydi. Her işini dualar eşliğinde yapan, her anı ibadet halinde yaşayan, eşlerine bir kez olsun ağır bir ifade kullanmayan, hizmetini görenleri bir defacık bile azarlamayan O idi. Her haliyle ashabının gönül dünyasındaki tahta kuruluyordu.

Son Elçi’nin yolunu tutan kutlu sahabiler de hayatlarıyla İslâm’ın yayılmasında ve bir cihan dini haline gelmesinde büyük katkı sağladılar. Çünkü gittikleri yerlerde insanları sadece sözle İslâm’a davet etmiyorlardı. Hal ve hareketleri, ahlakî erdemleri görenleri etkiliyordu. Onlara bakanlar bu dinin güzelliklerini müşahede ediyorlardı. Tarihte benzeri olmayan büyük fütühatın nedeni buydu.

İlahi yardımı hak etmek

Bizler hem Allah Rasulü s.a.v.’in hem de kutlu sahabilerinin İslâm’ın sancağını çok kısa sürede dünyanın pek çok bölgesinde yüceltmelerini sadece Allah’ın yardımına bağlarız. O Allah’ın peygamberiydi, Allah ona yardım etti, deriz. Elbette öyledir. Fakat hem O hem de sahabileri bütün varlıklarıyla çaba gösterdiler, ilahi yardıma mazhar oldular. Onlar gayret etti, Cenab-ı Hak da yardımıyla onları destekledi. Zaten O bu müjdeyi herkese vermektedir:

“Ey iman edenler! Eğer siz Allah’ın dinine yardım ederseniz, O da size yardım eder, ayaklarınızı kaydırmaz.” (Muhammed, 7)

Biz ne durumdayız?

Sormamız gereken soru, bizim ne halde olduğumuzdur. Yaşadığımız çağda İslâm’ın güzel mesajı insanlara doğru şekilde ulaşmıyor ve bizlerin yaşantılarına bakanların gönülleri dinimize ısınmıyorsa, kendimizi ve yaşantımızı sorgulamak durumundayız:

Bizi tanıyanlar acaba gidişatımızı İslâm’la bağdaştırabiliyorlar mı? Sürdüğümüz hayattan İslâm adına bir mesaj çıkarabiliyorlar mı? Yoksa dindar olarak bildikleri bizlerin yaşantısına bakarak İslâm’dan uzaklaşıyorlar mı? Doğruluktan, dürüstlükten söz ediyoruz ama kendimiz ne yapıyoruz?

Eğer bizler davranışlarımızla İslâm’ın güzelliğini etrafımıza yansıtabilsek, geriye anlatılacak pek bir şey kalmayacak. Ancak anlatmak kolay, zor olan bunu hayata geçirmek, yaşantımıza hakim kılmaktır. Bu ise samimiyet ister, çaba ister, muhabbet ve sabır ister.

Allah Tealâ bizleri uyarıyor: “Ey inananlar! Yapmayacağınız şeyi niçin söylersiniz? Yapmayacağınız şeyleri söylemeniz, Allah katında büyük nefretle karşılanır.” (Sâf, 2-3)

Artık müslüman olmamızın vaktidir. Unutmayalım, Allah Tealâ Tevrat’ı bilmelerine ve birbirlerine okumalarına rağmen icraata yansıtmayanları çok kötü tanımlamıştır:

“Kendilerine Tevrat öğretildiği halde, onun gereğini yapmayanların durumu, sırtına kitap yüklenmiş merkebin durumu gibidir.” (Cuma, 5)

Allah Rasulü s.a.v.’in şu hadisi geriye söylenecek söz bırakmamaktadır:

“Kıyamet gününde bir adam getirilerek cehenneme atılacak ve bağırsakları dışarı çıkacak. Onları, eşeğin değirmen taşını döndürdüğü gibi döndürecek. Tam bu esnada cehennemlikler yanına toplanacak ve:

– Ey Filan! Sana ne oldu? Sen iyiliği emreder, kötülükten men etmez miydin, diyecekler. O da;

– Evet! İyiliği emrederdim ama ben yapmazdım. Kötülükten men ederdim ama onu kendim yapardım, diyecek.” (Buharî)

__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.8forum.net

Yaşayarak Tebliğ

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Menzil Forum :: Semerkand & Radyo & TV :: Semerkand Dergisi-
SİSTEM BİLGİLERİÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by phpBB2 (subsilver)
Copyright ©2008 - 2011,
Content Relevant URLs by www.akmenzil.net
Kuruluş Tarihi : Paz 24 Ağus. 2008 - 18:30
akmenzil.net sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanızakmenzil@hotmail.com e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Yetkinforum.com | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Ücretsiz blog