AnasayfaSSSAramaÜye ListesiGiriş yapKayıt Ol
Kütüphane bölümümüz güncellenmektedir.  "Kadın ve Erkek Eşitliği" konusu tamamlanmıştır.
Bağlantı sorunları nedeniyle Portal sayfası geçici olarak kaldırıldı....
"Program Arşivi" forumuna "Antivirüs Güvenlik" ve "Araçlar" kategorisi açılmıştır.
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Hakkını vermediğimiz iş yüzümüzü ağartmaz
Evlilikler de Bunalıma Girer
Ahirete İnancımız Ölçüsünde Huzurumuz Olur
Ebedi Hayata Doğmak
ABDEST
TALAK (BOŞANMA)
Gül Sultanım (Yeni Video Klip)
Beş Esas
Meleklere İman
Can Feda Edilecek Dost
Paz Şub. 23, 2014 7:32 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:27 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:18 pm
Paz Şub. 23, 2014 3:07 pm
Ptsi Şub. 17, 2014 3:17 am
Ptsi Şub. 17, 2014 3:09 am
Ptsi Ocak 20, 2014 3:15 am
Cuma Ekim 11, 2013 4:33 am
Çarş. Ekim 09, 2013 2:50 am
Paz Ekim 06, 2013 3:15 pm
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat

Paylaş|

Sufi ve Sanat

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
YazarMesaj
Yönetici
Yönetici
Teşekkürleri : 25
Yaş : 30
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 20625

MesajKonu: Sufi ve Sanat C.tesi Mart 06, 2010 5:34 am


Tasavvuf ehli yüzyıllar boyunca kendilerine özgü bir talim ve terbiye yöntemini kullanageldi. Üzerine eğildikleri konu azim bir konuydu; sırlarla dolu bir varlık olan insanın hakikatiyle, onun varlık sebebiyle meşguldüler. Nefsin katmanlarıyla, ruhun derinlikleriyle, manada yolculukla, kalbin sırlarıyla ilgileniyorlardı.

Felsefe ve bilim de bu başlıkların her birini merak ediyordu ama bu iki disiplin zihinsel bir tatmin peşindeydi ve müntesiplerinden merak, sorgulama, kuşku, mantığa itimat bekliyor ve onlara kitapları, satırları, sözü öneriyordu.

Tasavvuf ehli ise konu edindikleri şeyleri yaşamak, onları birer birer giyinmek ve kendilerine mal etmek gibi bir bilgilenme yolunu tutmuşlardı. Önerdikleri ise söz ve kâl değil, haldi. Satırlardaki değil sadırlardakiydi. Çünkü tasavvufî hakikatlerin bir kısmı muhatabın makamına, anlayışına, idrakine göre dile getiriliyor, bir kısmı ise dile getirilmiyor, tadılmaya, zevke ve tahakkuka bırakılıyordu. Yani ehl-i tasavvuf hakikatlerin dile dökülmesine mesafeli durmuştu. Nitekim bin şu kadar yıllık tasavvuf tarihinin şahit olduğu kitap sayısı meşayıhın sayısına oranla son derece sınırlıdır.

Bir sırlı dil

Tasavvuf ehli bu sessizliğin içinden başka türlü bir sesi bulup çıkardı. Bu da remizlerin, sembollerin, imaların, mazmunların içine gizlenmiş bir sestir.

Ehl-i tasavvuf doğrudan anlatmaktan çekinmekle dolaylı anlatma yoluna ulaşmıştır. Doğrudan söylemenin getirdiği kısıtlamalardan kaçınmış, dolaylı anlatımın temin ettiği çağrışım zenginliğinden yararlanmıştır. Bu yüzden ehl-i tasavvufun üslubu her makamın ehline ayrı ayrı konuşmuş, her muhatap kabına göre ondan faydalanmıştır.

Bu yüzden sufi şairler Leyla deyip Mevlâ’ya işaret etmiş, yâr ile Yâr-ı Hakiki’yi kastetmiş; kuş dili, Kaf Dağı, simurg gibi motiflere başvurmuştur. Molla Camî, Molla Cezerî, İbnü’l-Fârid, Şüşterî, Yunus Emre, Mevlâna, Niyazi Mısrî, Attar (kuddise esrarahüm) ve diğerleri hep bu imalarla örülü, çok katmanlı ve zengin çağrışımlı dil ile dertlerini kağıtlara, gönüllere akıtmışlardır. Zaman zaman dillerine aşina olmayan nâdânlarca eleştirilmişler ve Şebüsterî’nin “Gülşen-i Râz”da yaptığı gibi kullandıkları mazmunların, sembollerin hakikatlerini açıklamaya mecbur bırakılmışlarsa da ehl-i insaf tarafından anlaşılmış ve takdir edilmişlerdir.

Tasavvufî hakikatler bu sembolik dil ile de tam olarak anlatılmış değildir. Çünkü tasavvufî dediğimiz hakikatler sadece zihne, akla seslenen değil, gönle ve sırra da seslenen cinstendir. Akıl, anlamanın, çözümlemenin, kıyaslama ve önermelere ulaşmanın mahalli iken, gönül hissetmenin, duymanın, zevkin ve manevi tadışın mahallidir. Bu yüzden tasavvufî hakikatler sadece zihnen anlaşılmak üzere değil, daha çok kalben duyulmak, hissedilmek üzere kaleme alınmıştır.

Bir başka sanat

Mesele hissettirmek ve duyurmak (zevk) olduğu için, ehl-i tasavvuf sadece lisanı değil görsel sanatları da kullanmıştır. Tarihimizde hüsn-ü hat, tezhip, ebru gibi geleneksel sanatlarımızın yeşerdiği mekânların tekkeler olması tesadüfî değildir. Ehl-i irfan, renklerde, noktalarda, kâğıtlarda el-Cemîl’in tecellilerinin izini sürmüştür.

Bu sanatlar, sanatçının kendisini gösterdiği ve göz önünde tuttuğu çağdaş sanatlar gibi değildir. Çağdaş sanatta sanatçının imzası, kariyeri önemlidir. Oysa tekkelerde biçimlenen geleneksel sanatlarda sanatçı geridedir, çoğunlukla imzası bile yoktur ya da varsa bile bu imza gerçek imza değildir, mahlastır. Yine geleneksel sanatlar usta-çırak ilişkisi ile talim edilir ki, ustanın çırağa öğrettiği sadece bir sanatın incelikleri değil, aynı zamanda edep-erkândır. Ayrıca bu sanatların gerektirdiği sabır, sanatkârın manevi eğitimini takviye eder niteliktedir.

Tekkelerin geleneksel sanatların hâmisi pozisyonunda olması sebebiyle, geleneksel dünyada cemalin bütün revnakıyla yansıdığı mahaller genellikle mabet niteliğinde olan camiler, mescitler, tekkeler ve medreseler olmuştur. Bu sanatların esas hizmet ettikleri unsurlar bu mekanların duvarları ya da Kur’an-ı Kerim’le birlikte, meşayıha ve ulemaya ait kitaplar olmuştur.

Derunî telvinin yansımaları

Bir maneviyat yolcusunun derunundaki dalgalanmalar, halden hale geçmeler tasavvufî literatürde telvin olarak anılır. Yani renklendirme, renkten renge sokma. Bu çok manidar adlandırmanın geleneksel sanatların niteliğiyle ilişkisi ayrıca üzerinde düşünülmeye değer. İşte, geleneksel sanatları icra eden bir sanatçı, derununda yaşadığı telvine dış dünyadan, boyaların, renklerin, çiçeklerin, nesnelerin dünyasından bir karşılık bulmaya çalışmıştır. Bu da onu bazen nihayetsiz döngüleriyle sonsuzluğu çağrıştıran motifler bulmaya, bazen ruh yangısını taklit eden bir ney sesine ulaşmaya, bazen de ebru teknesindeki tecelli ile teselli bulmaya sevk etmiştir.

Geleneksel sanatlar, ruhsal bir zarafete ve asalete sahip sufi meşrep sanatçılar eliyle yükselmiştir. Başka türlüsü mümkün değildir; çünkü geleneksel sanatlar, önünde ancak belli bir haşyet ve yücelme hisleri duyularak kavranabilir karakterdedir. Bir Süleymaniye kubbesi, bir Sultan Ahmed Çeşmesi, bir Bayatî Ayini, bir Kazasker Mustafa İzzet hattı, bir Mevlevî saati bizde sadece hayranlık uyandırmaz, aynı zamanda ruhumuzu yatıştırır, bizi içimizin derinliklerindeki bir yücelme ve arınma arzusundan yakalar. Bunu sağlayan da bu türün sanat eserlerinin içerdiği ruhanî zenginlik ve ibdasına dahil olmuş ihlâstır.

Bugün de geleneksel sanatlarımızın icra edildiğine şahidiz. Hem de her geçen gün artan bir merak ve ilgiyle. Fakat bu sanatlar bugün büyük oranda tekkenin ruhanî dünyasından güç alıyor değil. O oranda da uyandırdıkları hisler ruhanî olmaktan uzaklaşıyor. Bu sanatları icra edenlerin manevi bir terbiyeyi kendilerine yoldaş kılmaları hayatî önemdedir. Tasavvufî duyuşun sanat ile bir kez daha buluşması, özellikle giderek daha da sorunlu hale gelen günümüz sanat dünyası için de bir hayat aşısı olacaktır.

__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.8forum.net
Moderatör
Moderatör
Teşekkürleri : 39
Yaş : 39
Kayıt tarihi : 16/09/09
Nerden : isvec
Mesaj Sayısı : 2453
Tecrübe Puanı : 12452

MesajKonu: Geri: Sufi ve Sanat Salı Mart 09, 2010 5:40 pm

Derunî telvinin yansımaları

Bir maneviyat yolcusunun derunundaki dalgalanmalar, halden hale geçmeler tasavvufî literatürde telvin olarak anılır. Yani renklendirme, renkten renge sokma. Bu çok manidar adlandırmanın geleneksel sanatların niteliğiyle ilişkisi ayrıca üzerinde düşünülmeye değer. İşte, geleneksel sanatları icra eden bir sanatçı, derununda yaşadığı telvine dış dünyadan, boyaların, renklerin, çiçeklerin, nesnelerin dünyasından bir karşılık bulmaya çalışmıştır. Bu da onu bazen nihayetsiz döngüleriyle sonsuzluğu çağrıştıran motifler bulmaya, bazen ruh yangısını taklit eden bir ney sesine ulaşmaya, bazen de ebru teknesindeki tecelli ile teselli bulmaya sevk etmiştir.

Allah razı olsun

hakikatende sanat sanatcinin ic dunyasinin disa yansilari..

__________________


MENZIL SUFISI:
http://menzilsufisi.wordpress.com/
SUFISMEN:
http://sufismen.wordpress.com/
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör

Sufi ve Sanat

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Menzil Forum :: Semerkand & Radyo & TV :: Semerkand Dergisi-
SİSTEM BİLGİLERİÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by phpBB2 (subsilver)
Copyright ©2008 - 2011,
Content Relevant URLs by www.akmenzil.net
Kuruluş Tarihi : Paz 24 Ağus. 2008 - 18:30
akmenzil.net sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanızakmenzil@hotmail.com e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
Yeni bir forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Ücretsiz blog