AnasayfaSSSAramaÜye ListesiGiriş yapKayıt Ol
Kütüphane bölümümüz güncellenmektedir.  "Kadın ve Erkek Eşitliği" konusu tamamlanmıştır.
Bağlantı sorunları nedeniyle Portal sayfası geçici olarak kaldırıldı....
"Program Arşivi" forumuna "Antivirüs Güvenlik" ve "Araçlar" kategorisi açılmıştır.
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Hakkını vermediğimiz iş yüzümüzü ağartmaz
Evlilikler de Bunalıma Girer
Ahirete İnancımız Ölçüsünde Huzurumuz Olur
Ebedi Hayata Doğmak
ABDEST
TALAK (BOŞANMA)
Gül Sultanım (Yeni Video Klip)
Beş Esas
Meleklere İman
Can Feda Edilecek Dost
Paz Şub. 23, 2014 7:32 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:27 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:18 pm
Paz Şub. 23, 2014 3:07 pm
Ptsi Şub. 17, 2014 3:17 am
Ptsi Şub. 17, 2014 3:09 am
Ptsi Ocak 20, 2014 3:15 am
Cuma Ekim 11, 2013 4:33 am
Çarş. Ekim 09, 2013 2:50 am
Paz Ekim 06, 2013 3:15 pm
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat

Paylaş|

İstanbul’da İlk Nakşî: Seyyid Emir Buharî k.s.

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
YazarMesaj
Yönetici
Yönetici
avatar
Teşekkürleri : 25
Yaş : 31
Kayıt tarihi : 24/08/08
Nerden : Gül Diyarından
Mesaj Sayısı : 9415
Tecrübe Puanı : 21519

MesajKonu: İstanbul’da İlk Nakşî: Seyyid Emir Buharî k.s. Cuma Mayıs 28, 2010 5:23 am

İstanbul’da İlk Nakşî: Seyyid Emir Buharî k.s.
Abdullah GÖKMEN • 135. Sayı / DİĞER YAZILAR


İstanbul’da ilk Nakşibendî dergâhını açan Emir Buharî hazretleri davet üzerine şehre gelen velilerdendir. Alim ve şair bir zat olan Emir Buharî’nin tesiri Osmanlı İstanbul’unda birkaç asır devam etmiştir.

İstanbul’un fethiyle birlikte, şehri her yönden bayındır hale getirmek, hem Fatih Sultan Mehmed’in hem de ondan sonra yerine geçen oğlu II. Bayezid’in öncelikli hedefi haline gelmiştir. Şehrin çehresi değiştirilmiş, camiler, hanlar, medreseler, tekkeler, çarşılar yaptırılmıştır, vakıflar kurulmuştur. Şehirde müslüman nüfusun artması sağlanmış, önemli zanaatkârlar, alimler ve mutasavvıflar davet edilmiştir. İstanbul’da ilk Nakşibendî dergâhını açan Seyyid Emir Buharî k.s. hazretleri de davet üzerine şehre gelen velilerdendir.

Buhara’dan Simav’a

Seyyid Emir Buharî hazretleri, tahminen 1443 yılında Buhara’da doğmuştur. Asıl adı Ahmed’dir. Doğum yerine nispetle Buharî ve Hz. Peygamber s.a.v.’in soyundan geldiği için “seyyid”, “emir” ve “hüseynî” nisbeleriyle de tanınmıştır. Nakşibendî silsilesinin büyüklerinden olan Mahmud Fağnevî k.s. hazretlerinin torunudur. Buhara’da çeşitli alanlarda tahsil gördükten sonra Hâce Ubeydullah Ahrar k.s. hazretlerine intisap etmiştir. Hem seyyid hem de Fağnevî torunu olması dolayısıyla Hâce Ubeydullah Ahrar hazretleri kendisine büyük hürmet göstermiştir. Bundan rahatsız olan Emir Buharî hazretleri, mürşidinin halifelerinden biri olan Abdullah İlâhî k.s. ile Anadolu’ya, Kütahya’ya gelmiştir. Abdullah İlâhî hazretleri memleketi olan Simav’a yerleşince o da yanından ayrılmamıştır. Anadolu’da açılan bu ilk Nakşibendî dergâhının birkaç yıl imamlığını yapmıştır.

Seyyid Emir Buharî k.s., doğup büyüdüğü, ilim tahsil ettiği Buhara’dan ve seyr u sülukunu tamamladığı Simav’dan sonra hacca gitmek için şeyhinden izin ister. Yolculuk esnasında Kudüs’e uğrar. Orada vakıf imkanlarından faydalanmayı reddeder, kitap istinsah ederek geçimini sağlar. Mekke-i Mükerreme’de kaldığı sürece her gün yedi tavaf ve yedi sa’y yapar. Bir yıl mübarek topraklarda kalan Hazret, şeyhinin daveti üzerine tekrar Simav’a döner.

İstanbul yılları

O yıllarda Abdullah İlâhî hazretlerinin şöhreti hızla yayılmış, İstanbul’dan birkaç kez bizzat davet almış, fakat gitmemiştir. İstanbul’a gitme arzusu gönlüne düşen Emir Buharî hazretleri, şeyhine İstanbul’u görmek istediğini bildirir. O da şehrin dinî ve tasavvufî durumunu kendisine bildirmesi şartıyla izin verir.

İstanbul’a gelen Emir Buharî k.s., Şeyh Vefa hazretleri ile görüşür ve tekkesinde misafir olarak kalır. Birkaç ay sonra bir mektupla mürşidine şehrin durumundan bahseder, görüştüğü şeyhleri anlatır. Mektupta farsça yazdığı şu beyit de vardır:

“Burada gönlü rahat olan kişi, yârin eteğine yapışmış ve bir köşeye çekilmiştir.”

Mektubu alan Abdullah İlâhî hazretleri İstanbul’a yerleşme düşüncesinden tamamen vazgeçer fakat gidip Emir Buharî k.s. hazretlerine halifelik verir. Sonra Simav’a döner ve vefat edene kadar burada irşada devam eder.
Emir Buharî hazretlerinin hilafet aldığı yıl, 1477’dir ve Nakşibendî yolu İstanbul’a ilk olarak bu tarihte gelmiştir.

Hüseyin Vassaf “Sefine-i Evliya” adlı meşhur kitabında şöyle der:

“İstanbul’da ilk defa olarak Nakşibendî dergâhını tesis ve inşa eden Ahmed Buharî hazretleri, Eğrikapı dahilinde Ayvansaray üstünde mescid ve zaviye inşa eylemiştir. Burada insanları irşad etmekle meşgul olmuştur.”

Bu yıllarda Fatih Camii’nin batısında oturan Emir Buharî hazretlerinin müritleri artınca, II. Bayezid bir mescid ve dervişleri için odalar yaptırarak burayı Nakşibendî dergâhına dönüştürür. Zamanla mensupları daha da çoğalınca Ayvansaray ve Edirnekapı’da birer dergâh daha açılmıştır.

Seyyid Emir Buharî hazretleri 1516 yılanda vefat eder ve vefat ettiği tarihe kadar ilim ve irşad faaliyetlerine ara vermeden devam eder. Dört eser yazmıştır. Bu eserler tasavvufla ilgili bir risale, Mevlâna hazretlerinin bir şiirinin şerhi, Farsça ve Türkçe şiirlerini içeren iki küçük divançedir.

Türkçe şiirlerinde Yunus Emre’de görülen akıcılık ve sadelik göze çarpar. Kaynaklarda belirtildiğine göre, Hz. Mevlâna’ya özel bir muhabbeti vardır. Nitekim hac yolculuğuna çıkarken yanına sadece Kur’an-ı Kerim’i ve Mesnevi’yi almıştır.

Nakşibendîlik Osmanlı coğrafyasında üç asır boyunca onun ve daha sonra gelen Müceddîdilik koluna bağlı şeyhlerin vasıtasıyla devam etmiştir. 19. yüzyıla gelindiğinde ise bu kolların yerini Halîdilik almıştır.

Sanatkâr velî

Emir Buharî hazretleri birçok mürit ve halife yetiştirmiştir. Bunların içinde önemli alim ve şair zatlar vardır. Dönemin önemli şairlerinden Lamiî Çelebi bunlardan biridir. Nefahat Tercümesi’ni yapan bu zat aynı esere Emir Buharî hazretlerinin hayatını ve menkıbelerini da eklemiştir.

Lamiî Çelebi, divanındaki birçok şiirinde mürşidinden bahsetmiş ve ona muhabbetini dile getirmiştir:

“Bugün taht-ı velâyetde şehinşeh Mîr Efendi’dir
Tarîk-i hâcegân içre reîs-i Nakşibendîdir.”

...

“Bir ulu dergâha çokdan intisabım var benim
Eşiğinde rûz u şeb çok feth-i bâbım var benim.”

...

“Ne sevda bu ne sevdadır ki cân doymaz bu sevdadan
Ne derya bu ne deryadır ki dil çıkmaz bu deryadan”

Lamiî Çelebi, Emir Buharî hazretlerinin Simav yıllarını bizzat kendisinden dinlemiştir. Emir Buharî anlatıyor:

“Hz. Şeyh (Abdullah İlâhî), Simav’da olduğumuz zamanlarda beş vakit imamlık görevini bize vermişlerdi. Hz. Şeyh’in bir merkebi ve katırı vardı. Güneş doğduktan sonra her gün onları sürüp öğle vaktine kadar dağdan odun çekerdim. Öğle namazını kıldıktan sonra sürülecek çift varsa sürerdim. Orak vaktinde ekin biçerdim. Diğer zamanlarda sırtımda çalı çırpı götürürdüm. Hz. Şeyh’in bağını bahçesini bend ederdim. İkindi namazını kıldıktan sonra Hz. Şeyh’in huzuruna varırdım.” (Nefahat Tercümesi, s. 781)

Lamiî Çelebi şeyhinin özellikle üzerinde durduğu esasları şöyle sıralamıştır:

• Azimete dayanan amel,

• Şekle ve surete önem vermemek,

• Kararınca yemek, az konuşmak,

• Yakınlık üzere olmak ve dünyalıktan uzak durmak,

• Geceleri ihya etmek,

• Gündüzleri oruç tutmak,

• Gizli zikre devam etmek,

• Bid’attan uzak durmak,

• Sünnet’e bağlanmak,

• Dünyadan kalbî bağı kesmek.

Emir Buharî hazretleri, vefatından az önce, müritlerine ‘Takva ve birlik halinde olunuz!’ diye vasiyet etmiştir.

Şiirlerinden

Sanman keramet isterim
Yâ türlü halet isterim
Ben aşıkım zat isterim
Gayrı neme gerek benüm.

. . .

Özge sevdalarda geçti ömrümüz
Kuru kavgalarda geçti ömrümüz
Arzu-yı mansıb u sevdâ-yı câh
Bu temennâlarda geçti ömrümüz.

. . .

Bana ansız olan seyri gerekmez
Dilimde gayrının zikri gerekmez
Gönülde mâsivâ fikri gerekmez
Bana Tanrı gerek gayri gerekmez.

. . .

Sen bilirsin senden özge kimse şah olmaz bana
Dostum hiç senden artık kimse padişah olmaz bana

. . .

Yele verdin bu hevada varımız
Yere çaldın namus ile arımız
Aleme keşfeyledin esrarımız
Hey gönül, şeyda gönül, rüsva gönül.

. . .

Eşiğinden özge kanda varayım
Seni koyup ya kime yalvarayım

Yâ İlâhî sen esirge beni kim
Bir zayıf u aciz ü bî-çâreyim.

Sana tuttum yüzümü yâ Rabbenâ
Seni koyup ya kime yalvarayım.

__________________


"Hüda zalim kişiyi helak etmek isterse
Kahır sebeplerini kendisine yetiştirir
Bu açık iddia için burhan gerekse
Firavun elinde Cenab-ı Musa'yı yetiştirir"
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://akmenzil.8forum.net

İstanbul’da İlk Nakşî: Seyyid Emir Buharî k.s.

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Menzil Forum :: Semerkand & Radyo & TV :: Semerkand Dergisi-
SİSTEM BİLGİLERİÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by phpBB2 (subsilver)
Copyright ©2008 - 2011,
Content Relevant URLs by www.akmenzil.net
Kuruluş Tarihi : Paz 24 Ağus. 2008 - 18:30
akmenzil.net sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanızakmenzil@hotmail.com e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Bir blog yaratın