AnasayfaSSSAramaÜye ListesiGiriş yapKayıt Ol
Kütüphane bölümümüz güncellenmektedir.  "Kadın ve Erkek Eşitliği" konusu tamamlanmıştır.
Bağlantı sorunları nedeniyle Portal sayfası geçici olarak kaldırıldı....
"Program Arşivi" forumuna "Antivirüs Güvenlik" ve "Araçlar" kategorisi açılmıştır.
Son Konular
Konu
Tarih
Yazan
Hakkını vermediğimiz iş yüzümüzü ağartmaz
Evlilikler de Bunalıma Girer
Ahirete İnancımız Ölçüsünde Huzurumuz Olur
Ebedi Hayata Doğmak
ABDEST
TALAK (BOŞANMA)
Gül Sultanım (Yeni Video Klip)
Beş Esas
Meleklere İman
Can Feda Edilecek Dost
Paz Şub. 23, 2014 7:32 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:27 pm
Paz Şub. 23, 2014 7:18 pm
Paz Şub. 23, 2014 3:07 pm
Ptsi Şub. 17, 2014 3:17 am
Ptsi Şub. 17, 2014 3:09 am
Ptsi Ocak 20, 2014 3:15 am
Cuma Ekim 11, 2013 4:33 am
Çarş. Ekim 09, 2013 2:50 am
Paz Ekim 06, 2013 3:15 pm
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat
osmanserhat

Paylaş|

Medeniyet Derken

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek
YazarMesaj
Misafir
Misafir
avatar

MesajKonu: Medeniyet Derken Salı Tem. 20, 2010 5:19 pm



Medeniyet Derken

Halil AKGÜN • 138. Sayı / KAPAKTAKİLER



Medeniyet, günümüzün en çok kullanılan kavramlarından biri. Siyasetten kültüre, eğitimden sanata kadar hemen her alanda medeniyet kelimesi karşımıza çıkıyor. Fakat bu kelimenin anlamı konusunda bir netlik var mı? Medeniyetin ne olduğunu gerçekten biliyor muyuz?

Modern manada medeniyet kelimesi ilk defa 18’inci yüzyılda Fransa’da kullanılmaya başlandı ve oradan diğer Avrupa dillerine geçti. O günden beri medeniyet; ilerleme, kalkınma, askerî, ekonomik ve teknolojik üstünlük gibi anlamları ifade ediyor. Bugün de medeniyet dediğimizde, daha çok ileri sanayi toplumlarının maddi yönlerine atıfta bulunuyoruz. Bunu da genellikle olumlu bir manada kullanıyoruz.

Fakat bu kelimenin tarihi sanıldığı kadar masum ve temiz değil. 18’inci yüzyılda medeniyet kavramı, Avrupa sömürgeciliğinin anahtar mefhumlarından biriydi. Dünyayı hallaç pamuğu gibi atan ve her önüne gelen ülkeyi sömürgeleştirmeye çalışan yeni Avrupa devletleri, medeniyet kelimesini hem kendi üstünlüklerini ortaya koymak, hem de sömürgeciliği meşrulaştırmak için kullandılar.

Avrupalı aydın ve siyasetçilerin lügatinde tek bir medeniyet vardı ve o da Avrupa medeniyetiydi. Çoğul olarak “medeniyetler” kelimesinin kullanılması yakın zamanlarda başladı. Fakat Batı’nın mutlak üstünlüğüne inananların nezdinde hâlâ tek bir medeniyet var, o da Batı medeniyeti...


Medeniyet ve sömürgecilik

Avrupa sömürgeciliği kendini meşrulaştırmak için medeniyet kelimesinin yanında bir de “medenileştirme misyonu” kavramını kullandı. Bu bakış açısına göre Avrupalı olmayan toplumlar geri kalmış, tutucu, yobaz, dogmatik, irrasyonel, baskıcı bir dünya görüşüne ve kültüre sahiptiler. Bu toplumları “karanlıklardan aydınlığa” çıkartmak için dışarıdan bir müdahale gerekiyordu. Avrupa emperyalizmi, işte müdahaleyi yapacak ve bu zavallı geri toplumları medeni uluslar ligine taşıyacaktı.

Medeniyet, Avrupa’nın sahip olduğu maddi üstünlük üzerinden tanımlandığı için, Batılı olmayan toplumların medenileşmek için Avrupayı taklit etmekten başka şansı yoktu. Bu yüzden Avrupa emperyalizmi, aynı zamanda güçlü bir kültür ve eğitim boyutuna sahip olageldi. Fiilen işgal edilemeyen ve boyunduruk altına alınamayan toplumlar, kültür emperyalizmi yoluyla “medenileştirilecek” ve böylece Avrupanın istediği kimliğe kavuşacaktı.

Üzücü olan, bu bakış açısı kısa zamanda bizzat Avrupa emperyalizmine muhatap olmuş sömürge aydınları tarafından da kabul edilir oldu. Bazı Osmanlı aydınları “tek bir medeniyet vardır, o da Avrupa medeniyetidir” diyor ve Osmanlı’nın modern dünyada varolabilmesi için radikal bir şekilde Avrupalılaşması gerektiğini savunuyordu. Medenileşmek adına Avrupa’nın giyim kuşamına, müziğine, salon kurallarına, balolarına müptela olanlar, kültür emperyalizminin gönüllü taşıyıcıları olduklarının farkındalar mıydı acaba?

İslâm ülkelerindeki tepeden inmeci modernleşme projelerinin arkasında bu çarpık zihniyet yatıyor. Bugün bile bazıları medeniyet kelimesinden Batı’nın ürettiği bilim ve teknolojiyi anlıyor. Küresel kapitalizmi sorgusuz sualsiz kabul ediyor. İleri sanayi ülkelerinde iflas etmiş politikaları, muasır medeniyet seviyesine ulaşmak adına İslâm ülkelerine taşımaya çalışıyor.


Medeniyetler ve çatışma

1990’lı yıllarda bu tartışma, Huntington’ın “medeniyetler çatışması” teziyle farklı bir boyut kazandı. Huntington, farklı medeniyetlerin olduğunu kabul ediyordu, zira medeniyet kelimesini çoğul olarak kullanmıştı. Fakat Huntington’ın zihninde bir “medeniyetler hiyerarşisi” vardı. Yani bazı medeniyetler diğerlerinden daha üstündü. Bazıları ileri, bazıları geriydi.

Bu teze göre kültürler ve medeniyetler arasındaki farklar, kaçınılmaz olarak çatışmaya yol açar. Örneğin İslâm ve Batı medeniyetleri arasında temel değerler konusunda köklü farklar vardır ve bunları telif etmek mümkün değildir. Dahası, güçlü medeniyetler diğer medeniyetleri tahakküm altına almak istediğinden, yayılma ve çatışma kaçınılmazdır.

Huntington’ın bu teziyle soğuk savaşın sona ermesi arasında doğrudan bir ilişki var. Soğuk savaş döneminde Amerika, komünist Rusya’ya karşı bir kalkan görevi görüyor ve böylece muazzam derecedeki büyük askerî ve ekonomik gücünü meşrulaştırıyordu. Rusyaya karşı Amerika’nın korumasına muhtaç olduğunu düşünen ülkeler, Amerikanın bu hegemonik gücüne ses çıkartmadıkları gibi, ona destek de oluyorlardı. İki kutuplu dünyada işlevsel bir denge kurulmuştu.

Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle bu denge bozuldu. Amerika, sahip olduğu muazzam gücü dünya halkları nezdinde meşrulaştırmak için yeni bir tehdite, yeni düşmana muhtaçtı. İslâm bu yeni düşman olarak takdim edildi. Medeniyetler çatışması tezi, İslâm ile Batı arasında yeni bir mücadele projesi haline getirildi. Böylece bir tarafta Amerika’nın aşırı gücü, öbür tarafta Batılı ülkelerin İslâm dünyasına yaptığı ve yapmayı planladığı müdahaleler meşrulaştırılmak istendi.

Bugün bu tablo artık değişiyor. İnsanlar medeniyet kavramının bu anlamlarını sorguluyorlar. Dünyada tek bir medeniyetin olmadığını, hele bunun Avrupa ya da Batı medeniyeti olmadığını açıkça görüyor ve ifade ediyorlar. Medeniyetin teknoloji, kapitalizm, kitle imha silahları olmadığı artık aklı başında herkes tarafından kabul ediliyor. Medeniyetin daha derin ve ulvî anlamları keşfediliyor. Böylece Batı’nın tek ve üstün medeniyet olduğu fikri giderek anlamını ve gücünü yitiriyor
.

Bizim medeniyetimiz

Peki nedir medeniyet? Bizim medeniyet tasavvurumuz ne diyor?

Medeniyet kelimesi, Arapça’da “medine”den yani şehirli olmaktan geliyor. “Medine” ise, Hz. Peygamber Efendimizin şehridir. Kalabalık kitlelerin yaşadığı herhangi bir yer değildir. “Medine”, ahlâkî ve manevi değerlerin insanların yaşamlarına yön verdiği, istikamet kazandırdığı yerdir. Erdemli hayatın mümkün olduğu yerdir medeniyet. Bu manada medeniyet, sadece maddi tezahürleriyle ölçülemez. Yüksek binalar, geniş yollar, teknolojik icatlar tek başına medeniyetin ölçüsü olamaz.

Bir insanı, toplumu ve kültürü medeni kılan, onun yüksek ahlâkî ve manevi değerlerle olan bağıdır. Bu bağ ne kadar kuvvetliyse, medeniyet bilinci de o kadar sağlamdır. Yüz katlı gökdelenlerin gölgesinde işlenen cinayetler medeniyet değildir. Kerpiçten yapılmış bir evin gölgesinde susamış bir köpeğe verilen bir tas su ise medeniyettir. Yani medeniyeti sadece maddi imkanlarla ölçmek mümkün değildir.


Medeniyet ve ahlâk

Medeniyetin asıl ölçütü, ahlâkî ve manevi değerlerin yön verdiği şehir ve topluluk hayatıdır. Bu değerlere sahip olmayan bir toplum, ekonomik ve teknolojik manada ne kadar ileri olursa olsun, medeniyetten nasibini alamamış demektir. Bu açıdan bakıldığında dünyanın en medeni insanları büyük sanayileşmiş şehirlerde yaşayabileceği gibi, küçük köy ve kasabalarda da bulunabilir.

Kendini diğer varlıklara ahlâk bağıyla bağlayan toplumlar iç huzura ve güvene sahip olabilirler. Hak, adalet, eşitlik, cömertlik, kardeşlik, nefsini tezkiye etme, merhamet ve affetme gibi erdemlere sahip olmadan insanî, dolayısıyla da medeni bir dünya kurmak mümkün değildir. İnsanın heva ve hevesine, aç gözlülüğüne, aceleciliğine, kıskançlığına, hırsına, bencilliğine terk edilmiş bir dünya, düzen değil ancak kaos ve anarşi üretir. Böyle bir dünyada insan ne mutlu olabilir ne de güvende.

İslâm medeniyeti dediğimizde biz temel ve evrensel ahlâkî ve manevi değerleri anlıyoruz. Müslüman bilim adamlarının tarihte ürettiği büyük bilim, teknoloji, düşünce ve sanat eserleri, bu değerlerin ve varlık tasavvurunun bir tezahürüdür. Aksi halde ne Semerkand’ın rasathaneleri, ne Sinan’ın selâtin camileri, ne İbn’ul-Heysem’in optik sistemleri, ne de Bağdat’ın hastaneleri tek başına İslâm medeniyetinin kurucu unsurları değildir. Bunlar Müslümanlığın ortaya koyduğu dünya görüşünün ve ahlâk sisteminin maddi alemdeki tezahürleridir.

İslâm dünyası bu varlık anlayışını yitirdiği için bugün kendi medeniyetini üretemiyor. Kendi şehirlerini kuramıyor. Kendi köprülerini yapamıyor. Kendine ait varlık tasavvuru ve ben-idraki perdelendiği için, başkalarını taklit ederek medenileşmeye çalışıyor. Medeniyet diye takdim edilen sahte ve yapmacık sistemleri, tutum ve davranışları özümseyerek kendini bulacağını zannediyor.

Bunun beyhude bir çaba olduğunu defalarca gördük. İnsan başkasını taklit ederek kendini bulabilir mi? Başkasına öykünerek kendi olabilir mi?

İslâm dünyası kendi medeniyetini yeniden üretmek için temel zihin kalıplarını değiştirmek zorunda. Medeniyetin ne olduğu, ne olmadığı konusunda zihnî bir berraklığa kavuşmak durumunda. İmanın ve ahlâkın teneffüs edildiği bir dünya kurabilmek için, klasik medeniyetimizi inşa eden değerleri yeniden keşfetmek ve hayatımıza dahil etmek zorundayız.

İslâm dünyası bu potansiyele sahiptir. Zira onu var eden temel değerler hayatiyetini hiçbir zaman yitirmemiştir. Emin olun, bundan sonra da yitirmeyecektir. Yeter ki biz neyi nerede aramamız gerektiğini bilelim.


Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Medeniyet Derken

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Menzil Forum :: Semerkand & Radyo & TV :: Semerkand Dergisi-
SİSTEM BİLGİLERİÖNEMLİ BİLGİLENDİRME
Powered by phpBB2 (subsilver)
Copyright ©2008 - 2011,
Content Relevant URLs by www.akmenzil.net
Kuruluş Tarihi : Paz 24 Ağus. 2008 - 18:30
akmenzil.net sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini onay almaksızın anında siteye yazabilmektedir.Bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcıya aittir.Sitemizde yasalara aykırı herhangi bir materyal bulursanızakmenzil@hotmail.com e-mail adresimize bildirirseniz,şikayetiniz incelendikten sonra en kısa sürede gereken yapılacaktır.
forum kurmak | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Suistimalı göstermek | Yetkinblog.com